Makaleleri

Adım Adım Beş Gücümüze Kavuşuyoruz

01/04/2018

Cumhuriyetin ilanından beş sene sonra, Mehmet Emin imzası ile 2 Şubat 1928 de bir yazı neşredilir:

“Bursa’da bir tek Amerikan ailesi yokken, neden bir Amerikan mektebi vardır? Bursa Amerikan mektebinde birkaç kız Hristiyanlığa geçer.” Daha sonraları Amerika’nın ünlü Newsweek Dergisi, 1990 Mayıs ayının kapağında, bir nevi dünyaya bir ilan verir:“Türkiye’nin kimlik bunalımı.” Derginin iç sahifesine gelince: “Sovyet imparatorluğu dağılır, İslami coşku, bağımsızlığını kazanan Türk cumhuriyetlerinde yayılırken, batı bundan böyle Türkiye’yi bir kenara itemez. Türkiye’deki İslami gelişmeler karşısında, Laik güçlerin desteklenmesi gerekir.”

Değerli okuyucularımız,

Yazımızın tepeden inme şeklinde görülmesi belki dikkatinizi çekmiş olabilir. Eğer sabrederek mesajımızı sonuna kadar okursanız, sorumluluklarımızı ve Müslümanca duruşumuzu fark edebiliriz.

Ülkemizin, askerimizin ve milletimizin arka bahçesindeki kıyam tüm dünyayı şoka soktu. Senelerdir Laiklik adına konuşanların ne kadar basit insanlar olduğu da kendiliğinden ortaya çıktı. Daha yolun başındayız… Kel Aliler; 163.madde ile binlerce Müslümana zulmeden, irtica adına alnı secdeli insanları çağın dışında gören zihniyetin niyeti ve yaptıkları kendiliğinden tarihin çöp tenekesine atıldı.

Daha yolun başındayız, demiştik. Devlet insanlaştıkça, daha neler göreceğiz neler… Yeter ki İslam âlemi başta olmak üzere, Ülkemiz Müslümanlarının sorumlu oldukları konuları hep birlikte ele alalım. Nedir bunlar?

Bir cemiyetin, bir Müslüman toplumun olmazsa olmazları vardır. Biz bunagüç kaynakları diyoruz. Güç kaynaklarımızın isminden rahatsız olan başta A.B.D olmak üzere, Suud mantığına varıncaya kadar hep teyakkuz halindeler. Peki“Nedir güç kaynaklarımız?”derseniz, hemen söyleyelim:

  1. İlmi Güç,
  2. Siyasi Güç,
  3. İktisadi Güç,
  4. Askeri Güç,
  5. Ve Manevi Güç.

Şimdi, sizleri tekrar geçmişimize götürelim ve Devletleşmiş insan ile insanlaşmış yapıya ne kadar ihtiyacımızın olduğunu fark edelim.

1912 tarihi, politik gücün, dinin önüne geçtiği bir tarihtir. 1924 tarihi ise Din ile devletin birbirinden ayrılmasıdır. Bu tarihleri hiç unutamayız. Niçin? Çünkü Müslüman insan; maziye(geçmişe) ne kadar bakarsa, atiyi(geleceği) o nispette anlar, kavrar.

Bilmiyorum, hiç dikkatinizi çekti mi, Mümin Suresinin 26 ayeti? Buyurun hep birlikte okuyalım: “ Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa’ yı öldüreyim.(Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın. Çünkü ben ONUN, DİNİNİZİ DEĞİŞTİRECEĞİNDEN yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.” (Mümin, 40/26)

Müslümanın siyasi alanda besleneceği temel konuyu iyi bilmesi gerekir. Firavun mantığı öyle bir mantıktır ki;İskilipli Atıf Efendi’denMuhammed Esad Efendi’ye, Necip Fazıl Kısakürek’tenSultan Abdulhamid’e varıncaya kadar, nice canların alınmasına sebep olmuştur.

Dinozorlaşmış zihniyetin mantığı aynı mantıktır. Yani Firavun mantığı der ki;namaz kıl, oruç tut, hacca git, fakat devlet işine karışma. Bu kadar mı? Hayır… Son bir asırdır oynanan oyun aynıdır, tezgâh aynı tezgâhtır:

  • İbadetlerşuursuzca yapılmalıdır,
  • Müslüman kamu işlerine sokulmayacaktır,
  • Dini gerçekler araştırılmayacaktır…

Recep Tayyip Erdoğan Bey için her türlü tuzağın kurulmasının sebebi de Firavun mantığına dayanır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerimin’de, ibadet ile Hilafeti ikiz kardeş olarak kullarına lütfetmiştir. Bundan dolayı İslami referanslı Siyaseti inkâr eden, küfre girer.

Tekrar hatırlayalım bu önemli konuyu: İnsanlaşmış Devlet ile Devletleşmiş İnsan tırnak et gibidir.

Şimdi, dikkatinizi çekecek bir konuyu birlikte paylaşalım:

Tarihi süreçte, yani Hz. Âdem’denkıyametin kopacağı zamana kadar, İslamiyet’e taraf olmuş iki zümre vardır. Bunlar, İslami Hareketler ve İslam’a taraf olmuş hareketlerdir. Birbirine benzer olsa da, aralarında dağlar kadar fark vardır. İslami harekette mücadele verenlerin inancı ve tavrı şudur: Önce davam, sonra ben… İslam yanlısı olanların inancı ve tavrı ise önce ben, sonra davam… Bu ince ruhlu farkı hepimizin gözden ve gönülden geçirmesi gerekiyor.

Birinci sıraya kendini koyup, ikinci sıraya davasını koyanlar, İslam adına başarılı olamamışlardır. Mağlup da olsa, galip de gelse, Rabbimizin yardım edeceği zümre; İslam davasını birinci sıraya koyunlardır.

En iyisini Allah bilir... 15 Temmuzun galipleri, birinci sıraya kendilerini değil, davalarını koyan yiğit insanlardır.

Rabbimize sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz ki; yaşanan son olaylar olsun, Mehmetçikle tırnak et olmuş milletimiz olsun, dünya bağlantılı olumsuz konulara yüz vermemiştir. Bu da bize gösteriyor ki inşallah onurlu ve şerefli milletimizin birinci davası, İslam davası olmuştur.

Gece kondu da yaşayan fakir Müslüman kardeşimizi terazinin bir kefesine, Suudi kralını da terazinin diğer kefesine koysam, umuyorum ki ağır basan kefe, gece kondu da yaşayan kardeşimdir.

Mesajımızı Muhammet İkbal’in bir sözü ile bitirelim:

“ Eski dünya ile yeni dünyanın kesiştiği noktada duran bir peygamber vardır:

  • Eski dünyayı vahyin prensipleri, ölçüleri, ışığı ve gereği ile yapılandırırken,
  • Modern dünyayı, vahyin maksadı, gayesi ile yapılandırmaya, yönlendirmeye devam ediyor.”

Pusuya yatmış zihniyete diyoruz ki: Laikliği koz olarak kullananlar, içiniz rahat olsun. Müslümanlardan size zarar gelmez. Okul koridorlarının merdiven altında namazlarını gizli olarak kılan müdürümüzden, öğretmenimizden bu ülkeye, bu devlete zarar gelmemiştir. Gözyaşlarıyla üniversite kapılarından kovulan namuslu kız talebelerimizden de size zarar gelmez… Size zarar gelecekse başta ABD’den, İngiliz’den, Yunandan gelir.

Çünkü insanlaşmış devlet ile devletleşmiş insan var ülkemizde.

Allah’ın selamı üzerinize olsun…