Makaleleri

Beri Gel Barışalım

01/11/2018

Gel artık ruhlar âlemindeki (elest-ü bezmine) dönelim. Senelerce cesetlerimizi bir araya getirdik, fakat ruhlarımız ayrı bir baş çekti, kaynaşmadı. Rahmanî hesaplar değil, nefsanî hesaplar bizi birbirimizden kopardı. Müslümanlar birbirlerini bir kalemde silip atmakta sanki yarışır hâle geldi. İnsanlarla iyi geçinmeyi sadaka olarak açıklayan Peygamberimizin bu sözü ters biçimde uygulandı. Birbirleri ile iyi geçinmeyenlerin, mü’min sayılamayacağı hadisi, bizler için ölçü olmaktan çıktı. Allah’ın boyası ile boyanmış mü’minler, Hakk’ın boyasına razı olmadılar da değişik boyalara boyanmak istediler. Sonra da birbirlerini tanıyamadılar. Beyaza siyah, siyaha beyaz diyerek dostlarını reddettiler, düşmanlarına buyur dediler.

Sevgi ve muhabbet, insanların gönüllerine girmek için bir altın anahtardı. Biz sevmeyi daha öğrenemedik. Yaratılışımızda, çamurumuzda bu sevgi mevcut idi. Fakat biz onu örtbas ettik. Daha hayatta iken cennetle müjdelenmiş büyük bir sahabi, Müslüman’ın göğsünde biten kıl kadar Allah yanında kıymetinin olmasını talep ederken, biz yeryüzünün -Kur’an diliyle- halifelerine buğz ve nefret ettik. Ama niçin, kimin namına? Buğz ve nefret hangi müessese namına yapılıyordu? İslâm adına mı? Kur’an hesabına mı? Yeni gelecek nesil, birbirlerine buğz eden, birbirlerinin gıybetini yapan Müslümanları mı görecekti? Gelecek nesle, bu şeytanî yaşayışlarını veraset malı gibi intikal ettirenler, hesap günü Yaratanına hangi gerekçelerini sunacaklar?

Peygamberimiz (sav) ashabı ile bir çöplüğün kenarından geçerken, ölmüş ve fena koku saçan bir köpek cesedine rastladılar. Sahabenin bir kısmı burnunu tuttu, bir kısmı yüzünü başka tarafa çevirdi. Efendimizde köpeğin dişlerini göstererek: “Ne güzel, inci gibi dişleri varmış” buyururlar.

Her şeyi iyiye yorumlamak... Müslüman bir kardeşimizde bir kötülük gördüğümüz zaman, onu gizlemek, ayıplamamak, ondan kurtulması için dua etmek; nasihat etmek, irtibatı kesmemek. Ama biz bunun tam tersini yaptık. Sanki işlediği suçu şahsımıza yapmış da cezasını ahirette biz vereceğiz.

Ölü eti yemekle kıyaslandırılan ve büyük günahlardan sayılan gıybeti yaparız; fakat bir sigara içeni gördüğümüz zaman, hemen kararı verir ve onu saf dışı ederiz. Kötülükleri, iyi metotlarla, Kur’an ve Sünnet düsturları ile değil, indî ve şahsî girişimlerle ele almak isteriz. Bu sefer de kaş yapalım derken göz çıkarırız.

“Bir kimse, bir din kardeşine sevgi dolu bir bakışla bakarsa, Allah onun günahlarını bağışlar.” (Keşfül Hafa, 2/283) Bu Peygamberî müjde hadis kitaplarında kalır, biz ise din kardeşlerimize sevgi dolu değil, nefret, kin, alay, haset dolu bir bakışla bakarız. “Kişinin din kardeşine şevk ve muhabbetle bakması, benim mescidimde bir sene itikaf yapmasından daha hayırlıdır.” (C. Sagir, 2/188) Fakat bu hayatımıza can ve muhabbet katan mübarek sözler bizler için hayal olmuş gibi.

Yâ Rabbî! Kâfirler bir millet hâlinde, birbirlerini sevmede, korumada, yardımda yarışırken, biz kullarının Kur’an ve Sünnet dışı yaşayışlarına ahirette ne muamele yaparsın? Bizi Rasülunün hürmetine seviştir, kaynaştır, kalplerimizde nifak hastalığı varsa kaldırıver. Senin her şeye gücün yeter...

Büyük zatlar der ki: “Din kardeşinde bir hata görürsen, onu yetmiş türlü te’vil et. Eğer yine tatmin olmazsan, nefsine dön ve kabahati yine kendine yükle.” Yetmiş türlü te’vil değil bir tane tev’il dahi yapamayız bizler. Çünkü söz, nefsindir, şeytanındır.

Abdullah b. Ömer (ra) anlatır: “Biz bir savaştan kaçmış idik. Savaş neticesinde herkes Medine’ye döndüğü hâlde, biz bu hâlimizle Rasülullah’ın yanına nasıl varabiliriz derken, Enfal Süresinin 16. Ayeti nazil oldu. Biz Medine’ye girelim mi girmeyelim mi? diye düşünürken, birden Rasülullah’ın Sabah namazına çıktığını gördük. Ve: Bizler savaştan kaçanlarız Yâ Rasülullah, dedik. Rasülullah (sav): Hayır, siz güç kazanmak için geri çekilip tekrar savaşacak olan kimselersiniz. Savaştan kaçanlar değilsiniz, buyurdu. Biz derhâl elini öptük.” (Tirmizî, K. Cihad)

Canlar Senin yoluna feda olsun, Yâ Rasülullah. Belki senin getirdiğin esasları yaşayamıyoruz, Fakat muarızlarımıza seni delil göstermemiz bizler için tükenmez bir sermaye, kaybolmaz bir hazinedir.

“Habîbim, Allah’ın lütfü ve merhametiyle insanlara karşı yumuşak oldun. Eğer sen kaba, kalbi katı bir kimse olsaydın, insanlar etrafından dağılıp gider ve seni yalnız bırakırlardı. O hâlde sen onları affet, onların bağışlanmaları için dua et ve onlarla müşaverede bulun...” (Âli İmrân, 3/159)

Ey ehl-i iman, birbirlerinizi affediniz. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi teşkilat, denek, vakıf olursa olsun; değil mi ki hizmetindeki hedef İslâm’dır, metotlarındaki değişikliğe bakarak bizlerden ayrı görmeyiniz. Anlaşılmayan konularınız olursa, bunları kendi aranızda hallediniz. Halkın karşısına ihtilâflı ıstılahlarla çıkmayınız. Eğer gayeniz İslâm’a hizmetse, fikir, hareket ve hedef birliği olmalıdır. Bu birliği sağladığınız müddetçe atan ve atılan, tenkit eden ve edilen devam edecektir. İstikbalimizde İslâmî bir va’di İlâhiyi belki de göremeyeceğiz.

Açınız birbirlerinize kollarınızı, imandan sonra amellerin en üstünü insanları sevmektir, diyerek barışınız. Bu mütevazı daveti hümanistlikle kıyas etmeyiniz. Bizim kardeşliğimiz imanda, Kur’an’da, Hz.Muhammed (sav)’in sünnetinde cem olmaktadır.

“İyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın. Günah işlemek ve haddi aşmak hususunda yardımlaşmayın.” (Maide, 5/3) “Siz kendilerine apaçık deliller, ayetler geldikten sonra parçalanıp ayrılanlar, ihtilâfa düşenler gibi olmayın...” (Âli İmrân, 3/105) “Ama insanlar, din işlerinde fırka fırka oldular, hepside bize dönecekler...” (Enbiyâ, 21/93)

“Ve Allah, onların gönüllerine sevgi verip birleştirendir. Sen yeryüzünde olan (her) şey’i toptan harcamış olsan yine onların gönüllerini (böyle) birleştiremezdin. Fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı.” (Enfal, 8/63)

Allah (cc)’ın birleştirdiği gönülleri para, yazı, gıybet, haset ile ayıranlar, birbirlerine düşman edenler, başka bir günah arıyorlarsa, aramasınlar. Çünkü başka bir günah aramaya lüzum kalmamıştır artık...

“O hâlde (tam) mü’minlerseniz Allah’tan korkun (ihtilâfa düşmeyip) aranızı düzeltin. Allah’a ve Peygamberine itaat edin...” (Enfâl, 8/1) “Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz, rüzgârınız (kesilip) gider, (esmez olur artık)...” (Enfâl, 8/46)

Müslüman kardeşlerimiz! Basit meselelerdeki görüş ayrılıkları, sizi dinimizin ulvî esaslarından asla ayırmasın. Zira dallar ne kadar ayrılsa da, kök ayrılmaz. İslâm’ın kıyamete kadar takip edeceği asıl gaye birdir; hiçbir zaman iki olamaz.