Makaleleri

"Oku"

01/10/2018

Neyi okuyalım? Nasıl okuyalım? Kime okuyalım? Niçin okuyalım? Bu sorular, uzar gider. O zaman kısa yoldan hareket ederek okumanın arka bahçesine gidelim.

Ezan okumak… Tamir edilen motorun canına okumak… İstanbul’a gitti on yıl okudu… Annesi, çocuğunu gözünden okudu…

Görülüyor ki, okumanın zengin ve geniş bir manası söz konusudur. Kur’an kursuna giden talebede okuyor, ilkokula giden talebe de okuyor.

Dillerin farklılığı, Rabbimizin varlığını ispatlayan ayetlerdir. Böyle olunca yeryüzünde yedi binden fazlı farklı dil vardır. Habeşistan’a gittiğimizde bize dediler ki: “Kabileler arasında üç yüzden fazla dil konuşulur”.

“Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması yine O’nun varlığının delillerindendir.” (Rum, 30/22)

İnsanların farklı renkte yaratılmaları sebebiyle birbirlerine farklı muamelede bulunmaları, ilahi kadere aykırıdır.

İnsanların farklı dilde konuşmaları da bir ilahi kaderdir. İngilizce konuşmayı en yüksek mertebede görüp, Kürtçe’yi aşağılamak, Allah’a karşı yapılan bir iftira olmuyor mu? Yedi binden fazla farklı dili, Allah’ın varlığını ispatlayan bir gerçek olarak kabul etmemek, Rabbimize yapılan bir iftira olmuyor mu?

Senelerce renklerin ve dillerin farklılığını hazmedemeyen zihniyetin bu ülkeye diktiği bir fidanı yoktur. Laikliği kalkan yaparak binlerce insanımızı suçlu görüp, eziyet edenler, zulmedenler, ahirette “ Oku” (Alak, 96/1) emrine muhatap olarak hesap vereceklerdir. Kur’an dilinden rahatsız olup, İngilizce dili ile onurlanacağını zannedenler, Kur’an dilinden hesabını verecektir.

Müslümanın ABESE Suresi ile imtihanı

“İşte o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.” (Abesse, 80/34-36)

Hemen soruya geçelim: Bu dünyada bizler çocuklarımıza ne yaptık ki onlardan kaçıyoruz? Bilmem dikkatinizi çekti mi? Okullar tatil edildiğinde, çocuklarımızın mahallesindeki camiye gidişi ile okullarına gidişi çok farklı olur. Anne ve babalar okula giden çocukları ile öyle ilgilenirler ki bunu normal görüyoruz. Anormal olan; Kur’an Kursuna gönderilen çocuklarına aynı heyecanı, ilgiyi göstermemeleri.

Buna rağmen, tüm baskı ve zorluklara rağmen, Rabbimize şükrediyoruz ki, bizleri bu günlere getirdi. Bu kadar mı? Çocuk yaşta onları Rabbimizin kitabı ile buluşturmaya çalışıyoruz. Çocukların arkadaş çevresini takip eden velilere candan teşekkür ediyoruz.

Okulların açılması ile siz velilerimize; babalara, annelere Hz. Ali’den bir tavsiye sunacağız. Lütfen ilgili sözü ciddiye alalım ve gereğini yerine getirelim:

“ Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynaşın. Daha sonra 15 yaşına kadar arkadaş olun ve 15 yaştan sonra ise onlarla konuları, olayları istişare edin.”

Çocuklarımıza cep telefonlarını nasıl kullanacağına yönelik kültür kazandırmaya çalışalım. Onların küçük yaşlarına aldanıp, kılık ve kıyafetlerini İslam’ın edep ve terbiye terazisinde tartmayı ihmal etmeyelim.

 

Çocuklarımıza yönelik beş tavsiyeye önem verelim:

  1. Çocuklarımızla, genç delikanlı ve kızlarımızla akşamları 15- 20 dakika özel olarak bir araya gelip, onlarla hoş sohbet yapalım.Bunun adına nitelikli beraberlik deniyor. Hem hanımlarımızla, hem de çocuklarımızla yakinen ilgilenelim. Elimi vicdanıma koyarak söylüyorum: Allah aşkına yavrularımızla baş başa kalarak yarım saatimizi onlara ayıralım. Arkadaşı gibi davranalım. Bu birlikte zaman dilimini çocuklarımız için feda edelim.
  2. Arkadaş çevresine daha dikkatli olalım. Peygamberimiz, kişinin arkadaş profilini dini (hayat tarzı) olarak açıklamıştır. Unutmayalım, sosyal medyanın tuzağına düşen bir genç bir daha çıkamıyor. Bundan dolayı, öncelikle çocuklarımızla bir arkadaş çevresi oluşturalım. Şu gerçeği anne ve babalara hatırlatıyoruz ki, bir babanın ve annenin, çocukları için yapacağı duası, Peygamberlerin kavimlerine yaptığı dua gibidir. Yeter ki bu iş ve hizmetleri candan ve şuurlu yapalım.
  3. Çocuklarımıza dinimizi sevdirmek istiyorsak, önce anne ve baba olarak kendimizi sevdirmeliyiz. Çocuklarımızla konuşurken onların konuşmasına önem vermeliyiz, saygı göstermeliyiz. Çocuklarımız, baba ve anne olarak bizimle konuşmak istediklerinde, hemen “hanım televizyonun sesini kıs, çocuğum benimle konuşmak istiyor” diyelim. Bu tavrı gören evladımız, içinden der ki: “Babam bana ne kadar değer veriyor. Ben konuşmak isteyince hemen televizyonun sesini kıstı...”.
  4. Bir başka tavsiyemiz, sakın ola ki çocuklarımızın önünde karı-koca, eşler olarak tartışmayalım. İlla ki tartışmak veya bağırmak istiyorsak, bir başka yere/odaya gidelim. Ne yazık ki günümüzde, herkesin elinde bir telefon var ve o hep önde. Böyle olunca, bu söylediklerimiz, -sizleri tenzih ediyorum- günümüzde çok basit algılanıyor. Vurucu cümleler, yeni, taze olaylar hep gündemimizde. Tadili erkan ve huşulu namaz kılmak haşa nostalji oldu. Whatsapp’lar birinci sırada. Diğerleri ise sıkıcı. Ve böylece çok büyük işler yapıyoruz!!!
  5. Sizlerden son bir ricamız, hatta istirhamımız ise Nahl suresinin 78. Ayetini eşler ve çocuklar birlikte okumamızdır. Bizzat Rabbimizin anne-babalara yönelik bir uyarısı söz konusudur. İhtimal, okumada zorlanabilirsiniz diye, sizlere ilgili ayeti takdim ediyorum:“Siz hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı. Şükredersiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.”(Nahl, 16/78)

 

Anne ve babalar dikkatle okurlarsa ilgili ayeti, görürler ki sorumluluklarımız çoktur. Kısaca ve anlayabileceğimiz şekilde şu gerçeği paylaşmak istiyoruz: Bu üç organı, Yüce Allah’a karşı isyan ettirmek veya itaat ettirmek anne ve babanın sorumluluğundadır.

 

Duygularımız, kabiliyet ve yeteneklerimiz ham tohumlar halinde, potansiyel güçler olarak doğuştan gelirler. Sonradan eğitimle geliştirilir ve gelişebilecekleri nihai noktaya kadar ulaşırlar…

Böyle olunca, dünyaya gelen çocuklarımızı, yaratıcısına karşı isyan ettirmek veya itaat ettirmek vazifesi, anne-babayı temelden ilgilendirir, diyerek; yeni eğitim ve öğretim sezonunun ülkemiz için, anne ve babalar için hayırlara vesile olmasını diliyor, cümlenize selamlar ve saygılar sunarak Allah’a emanet ediyoruz…