Makaleleri

Sorumluluklarımız, Vazifelerimiz ve Usulümüz

01/09/2018

“ Ben bile kesilip yok edilen bir ağaç olmayı istedim.” (İbn Mace)

Peygamberimizin sorumluluk duygusunu sizlerle paylaşarak mesajımıza başlıyoruz. Sizden önemli ricamız, makalemizi sonuna kadar okumanız ve değerlendirmenizdir.

Başta ülkemiz olmak üzere, tüm Müslüman ülkelerin birinci gündem maddesi; güç veya kuvvet kaynaklarımızın farkına varmak ve gereğini yerine getirmek olacaktır.

Senelerdir Laikliği kullanan zihniyet, ortaya ciddi bir hizmeti koyamamıştır. “Laiklik elden gidiyor.” gibi sloganik bir sözle günlerini gün etmişlerdir. Şimdi ise söyleyecek hiçbir kelime bulamamaktadırlar.

Önce Hz. Ömer ile ilgili yaşanmış bir olayı hatırlayalım:

“Beni Tağlib isimli bir kabile sorumluları ile Hz. Ömer’e gelerek, İslam Devletine verdikleri cizye kelimesinden rahatsız olduklarını, bunun yerine sadaka kelimesinin kullanılmasını istemişlerdir.

Hz. Ömer, bunda bir sakınca görmeyip bu isteği onayladı ve şöyle dedi: Bunlar ahmak bir kavimdir. İsimden yüz çevirip, manaya razı oldular…”

Burada Hz. Ömer, şu temel noktaya dikkat çekmiştir: Kavramlara ve kavramların üzerinde kurulduğu şeye değil, onun anlamına ve ondan amaçlanana bakmak gerekir. İsme değil de ismin verildiği şeye (muhtevaya/içeriğe) bakmak gerekir…

HALKI MÜSLÜMAN OLAN ÜLKELERİN GÜÇ KAYNAKLARI

Bir toplumun, bir cemiyetin huzurlu yaşaması, her türlü baskı ve zulme uğramaması, bir manada medeniyetini kurabilmek birtakım güç kaynaklarına şiddetle ihtiyacı vardır. Şu andaki mevcut iktidar bu önemli güç kaynaklarını oluşturmak istiyor. Peki, nedir Müslüman ülkelerin güç kaynakları?

  1. İlmi güç. Unutmayalım, İslam’ın ilk emri “Oku” (Alak, 96/1) olmuştur.
  2. Siyasi güç, siyasi kuvvet.
  3. İktisadi güç,
  4. Askeri güç,
  5. Ve manevi, ahlaki güç…

Özet olarak beş temel güç başta ülkemizde olmasaydı, şu anda Amerika’ya köle olmuştuk.

Şu gerçeği hiçbir zaman unutmayalım. Bir neslin değişimi için Kur’an’ı Kerim, 40 yıl ifadesini dile getirmiştir. Bu iş kabadan iğne vurulmaya benzemez, serum takılması gerekir. Uzun vadeli hesaplar, programlar gerekir. Emek ister. Program ister. Sabır ister ve sürekli Rabbimizden yardım talep edilir.

Beş temel güç kaynaklarından siyasi güç üzerinde birkaç konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Hz. Süleyman devletle yaşarken, Hz. İsa devletsiz yaşadı. Hz, Yusuf ise devleti ıslah edip, Hakk’ın emrine verdi. Günümüzde Müslüman ülkelerde iki çeşit hareket vardır. Bunlar; İslami hareketler ve İslam yanlısı hareketlerdir. Bakalım bizler bu iki hareketten hangisinin içindeyiz?

İslami hareketlerde “önce davam, sonra ben” inancı yatarken; İslam yanlısı hareketlerde “önce ben, sonra İslam” vardır. 15 Temmuz’da “önce davam” diyenler ülkemizi çok büyük bir tehlikeden kurtarmaya vesile olmuşlardır. İnancımız ve ümidimiz şudur ki; “önce davam, sonra ben” diyenlerimiz çoğaldıkça İslam alemi kıyam edecektir. Bunun rehber gücü de inşallah ülkemiz olacaktır.

Siyasi gücün önemini bir daha anladık ki; Müslüman ülkemiz ve Müslümanlar, siyasi güce destek verdiğinde Amerika şoka girdi. Üç yüz senedir Müslüman ülkelerle, kedinin fare ile oynadığı gibi bizlerle oynayan ABD afalladı.

Şimdi sizlere siyasi gücün önemine yönelik bir başka örnek verelim.

Mü’min Suresinin 26. Ayetini hatırlayalım: “ Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa’yı öldüreyim. Kurtarabilirse Rabbine yalvarsın. Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.” (Mü’min, 40/26)

Bir zamanlar “dinsel terörist” diyorlardı Müslümanlara. Firavun, kendi felsefesini açıklamış ve Hz. Musa’ya (haşa) “dinsel terörist” diyecek kadar ileri gitmişti. Yine hatırlayalım, “Kâbe Arab’ın olsun Çankaya bize yeter” diyen de, Firavun felsefesiyle aynı şeyi söylemiştir. 1928 Ağustos’u hatırlayalım: “Türkiye’nin yeni amentüsü, ‘Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim…’dir” felsefesini de unutmadık.

Mevcut iktidar ve hassaten Muhterem R. Tayyib Erdoğan’ın temel dertlerinden biri nedir? Devletleşmiş insan ve insanlaşmış bir devlet. Yine hatırlayalım, Hz. Ömer’in devlet yapılanmasında ne vardı? İnsanlaşmış bir devlet ve devletleşmiş bir insan…

Merhum dava adamımız Necip Fazıl (nur içinde yatsın) ne derdi? “ Siyasi güç, iktidar gücünü elde edinceye kadar, muhalefette kalmalı, davasını anlatmalı ve kadrosunu kurmalıdır…”

Yarım asırdır, “laiklik elden gidiyor” diyen sinsi zihniyet ki (istisnalar hariç) bir çoğu toprağın altına girmiştir, ülkemiz için ciddi bir yatırım yapmamış ve kene gibi devletin sırtına yapışmıştır.

Netice olarak, sloganik sözler miadını çoktan doldurmuştur. Müslüman halkımız laftan ziyade icraata bakıyor. Şöyle yapacağız, böyle yapacağız dönemi kapandı. Vakıflarımız, derneklerimiz ve STK’lar için de durum aynıdır. Planlı, programlı, hedefli hizmet verenler adımlarına devam ederken, Vatan-Millet-Sakarya frekansında kalanlar bol bol laf üretiyorlar…

Gelecek sayımızda, beş temel gücün bir diğer maddesinde buluşmak üzere, cümlenizi Rabbimize emanet ediyoruz…